20 Mart 2009 Cuma

Dünyada tüketime iman, Cev-Ahirette mekan!




Geçen hafta, asrın hatasını yapıp pazar günü Cevahir AVM'ye gitme gafletinde bulundum. Bir alışveriş merkezinin adının Cevahir olması bence acayip. Benim angutluğum da olabilir tabi, ama Cevahir diye mekan ismi olabiliyorsa Hamit de olurmuş, Fatma da olurmuş, Cavit de olurmuş gibi geliyor bana. Gerçi Metrocity, Optimum, Palladium da AVM ismi olarak tuhaf geliyor. Sen kalk, kentin koruyucusu ya da simgesi sayılan tanrı ya da tanrıçaların heykelciklerine verilen ismi (Palladium), Ataşehir'in gudik yerindeki bir AVM'ye ver. Ama "E isim olarak ne koyacaktık o zaman?" sorusuna cevabım yok, o konuda ahkam kesmiyorum, edebimle oturuyorum.

O da değil de, düşününce bir şeye isim koymak ne kadar acayip bir eylem aslında. "Bunun adı Cafer olsun" diyorsun, sonra o bebek hayatının sonuna kadar Cafer oluyor. Başkasının verdiği bir isim üzerine hayatını kuruyor. Daha da ilginci, Satılmış (ki bunun Şamanist inançlarla alakası var, ona da bir ara değinirim), Yeter, İmdat da insan ismi olabiliyor. Ben de bir AVM açıp, ismini Satılmış koymak istiyorum mesela.


Neyse, Cevahir'in anlamına sözlükten baktım, "kuyum" kelimesinin çoğul haliymiş cevahir. Mücevher yani bir nevi. Ben, Cevahir'i enerji emici mücevherlerimizden olan kriptonite benzettim daha çok.

Bence, bir insan efkarlanmak, hüzünlenmek, hatta ağlayarak rahatlamak istiyorsa pazar günü Cevahir'e gitmeli. Hatta Cevahir'in içine bir ağlama duvarı yapılması veya kuytuya köşeye bir meyhane açılması bile uygun olabilir.

Tam bir İstanbul ve Türkiye gerçeği, memleketin haleti ruhiyesinin bir aynası orası. İnsan baktıkça hüzünleniyor. Halklar, layık olduğu şekilde yönetilir hipotezinin doğruluğunu anlıyor. Basık katların arasında oradan oraya savrulan, önüne gelene çarpan türlü sosyal ve ekonomik kesimlerden kaba bir kalabalık, hatta kabalık ve agresiflik doldurmuş her yeri. Tüketim bu kadar mı duyarsız yapıyor herkesi? O kocaman alanda serseri elektron gibi gezinen,fiyatları aylık gelirlerinin tamamından fazla olan şeylere vitrinden bakmak zorunda kalan ya da birçok insanın aylık gelirinin 3-4 katı fiyatındaki kıyafetler ile doldurdukları poşetleri taşıyan, AVM’deki mescit (peki pazar ayinleri için kilise, Budist ziyaretçiler için Budha heykeli falan da olacak mı?) önünde kuyruk oluşturan ve alışverişi bir boş zaman aktivitesi haline getiren insanlara bakıp efkarlanıyorum. Tam rakı içip “ne olacak bu memleketin hali?” tartışması yapılacak bir yer burası. Buradan girişimcilere sesleniyorum, Cevahir’e meyhane açılsın! Adını da Cev-ahiret koyalım! Dünyada tüketime iman, Cev-Ahirette mekan!

Özellikle her yerinden tüketim ve dünyevi algılar akan bu basık mekanın içindeki ulvi hissiyatların temsilcisi mescit, kafamı iyice karıştırıyor. Mescit önünde içerideki yakınlarını bekleyenler ile Mango önünde bekleşenlerin kaderlerini ve mekanlarını kesiştiriyor Cevahir.

Avrupa'nın en büyük alışveriş merkeziymiş burası bir de. Amma da gelişmişiz be! Gini Katsayısı kulaklarımı çınlattı o sırada. Yatırımcıların, en lüks alışveriş merkezlerini gelir dağılımının en dengesiz olduğu ülkelerde kurdukları geldi aklıma birden. Çok tüketmeyi gelişmişlik olarak sunanlara ve buna ciddi ciddi inanan insanlara bir selam çaktım.

O kocaman alana kurulabilecek diğer şeyler geldi aklıma. Dev kütüphane yap, onunla gurur duy. Ne bileyim, hamam yap, fakir fukara yıkansın, civardaki plazalarda çalışan insanlar göbek taşında stres atsın. Futbol sahası kur, spor merkezi yap, çoluk çocuk kapalı alanda mağazalara bakarak ömrünü çürüteceğine kültür fizik yapsın, ortam gereği doğuştan kırık gelen kafasına en azından sağlam bir vücut yapsın. Bari bir park yap da şehir içinde insanlar hava alsın. Neyse, o sırada koşuşturan bir ufaklığa takıldı gözüm. Parkta, bahçede değil de AVM’de büyüyen bir çocuğun yetişkinliği nasıl olur diye düşünmeye başladım. Çocukluğunda AVM görmemiş bir neslin son temsilcilerinden biri olarak derin düşüncelere daldım. Derken 500 metre yükseklikten otların arasındaki tavşanı görüp avına saldıran bir kartal edasıyla çocuğu ensesinden yakalayan annenin, “koşma laaan” çığlığı ile kendime geldim.

Alt tarafı bir pantolon bakacaktım ama kasa önlerindeki kuyrukları, bakmak istediği kazağın çevresinde duranları dirsek atmak suretiyle püskürten teyzeleri, mağaza önünde sevgilisini bekleyen umutsuz suratları, bütün gününü orada dolaşarak geçiren 20 yaş altı gençleri görünce ruhum daraldı. Koşarak uzaklaştım. Ben çıkarken, kalabalık bir Japon grubu Cevahir’e giriyordu. O an aklıma, bir gelişmişlik göstergesi olarak Cevahir’in Avrupa’nın en büyük alışveriş merkezi sıfatı ile İstanbul şehir rehberlerinde yer alıyor olabileceği geldi.

Kendimi önce metroya, akabinde de sokaklara attım.

Hiç yorum yok: