
Gece saat 21:30 suları.
Eve geleli yarım saat kadar olmuş.
Önemli bir meseleyi halletmiş olmanın verdiği bir rahatlık var üzerimde.
Lahana diyeti ile zayıflamış Ebru Şallı kadar hafif kafam.
Üzerimdeki kara kılığı atıp, üniversite yıllarından kalma, pazardan aldığım ayıcıklı pijamalarımı giyiyorum. Bu pijamada psikopat bir tavır sezdim her zaman. Daha küçük bir ayıcığa sarılmış, büyükçe bir ayı deseni varmış gibi duruyor uzaktan. Ama yakından bakınca ayıların birbirini gırtlakladığını farkediyor insan.
Pijamanın da üzerine artık iyice hırpani hale gelmiş polar ceketimi giyiyorum, bu ceket ile de en azından 5 yıllık bir hukuğumuz var. Ayağıma mavi tüylü terliklerimi geçirip, banyoya gidiyorum.
Aynada suratıma bakıyorum, ergenlikte bile çıkartmadığım kadar sivilce var.
"Amma sivilce yaptım bu mevsim be" diyorum kendime. Sivilcelerimi sıkıştırsam mı yoksa kendi hallerine bıraksam da serpilseler mi diye düşünürken, 26 yaşındaki tarafım ağır basıyor, "elleşme" diyor.
Hiç huyum değil, zira tembel bir bünyeyim, ama suratıma kil maskesi sürmeye karar veriyorum. Saçlarımı tepeden toplayıp, Atatürk Havalimanı pisti gibi olan alnımı ortaya çıkarıyorum. Sonra da basıyorum suratıma beyaz kil maskesini. Michael Jackson - Thriller modeli bir zombi ev kadını görünümüne kavuşuyorum.
Hafifim dedim ya, o gazla üç hafta önce yıkayıp nadasa bıraktığım çamaşırlarımı ütülemeye karar veriyorum.
Saat 22:30
Beşiktaş çarşısından 15 TL'ye aldığım ultra-adi ütü masasının gıcırtılı sesi TV'nin boğuk sesine karışıyor. Siyah gömleğin üzerine bastırdığım ütünün hafiften parlak izi kendiliğinden geçer mi diye düşünürken, derinden bir nefes sesi duyuyorum;
"Pııııhhhhh".
TV'deki yaşlı adamdan geldi ses herhalde diye düşünüyorum.
Gömlek ütülerken en nefret ettiğim yere, kol kısmına geliyorum. Burayı ütülemeyi sevmedim, sevemedim. Ütülediğim tarafın arka yüzündeki bir kırışığın izi, ön yüzde çıkıveriyor, sinirleniyorum. Ütüyü sert ve seri hareketlerle gömleğin üzerine bastırıken, ütü masasının ayaklarından çıkan metal gıcırtısı kulağımı tırmalıyor. Eskimiş tahtalar üzerinde biri yürürken çıkan gıcırtıya benziyor bu ses.
Ve birden yine aynı şey;"Pııııhhhhh".
Evin içinde Darth Vader ağır ağır geziyor sanki. Ürperiyorum.
TV'ye bakıyorum, Hadise göbek atıyor, "TV'den gelmiş olamaz bu ses" diyorum.
O sırada yüzüm geriliyor, yanaklarımdaki etler çekiliyor.
"Pıııhhhhh".
Ütüyü elimden bırakıp kapıya doğru yürüyorum.
Odadan çıkıp tam koridordaki karanlığa doğru adımımı atacakken ses kesiliyor.
Ama yüzümdeki gerginlik artmaya devam ediyor.
Sanki saç diplerim ile yüzümün kesiştiği çizgiye yüzlerce minik iğne yerleştirilmiş ve bu iğnelerden çıkan iplikçikler yüzümün farklı yerlerine bağlanmış gibi geriliyor suratım.
Yüzüm uyuşmaya başlıyor.
Sonra yine o ses;
"Pıııhhhh"
Uyanmak istermişçesine ellerimle suratımı sertçe ovuşturmaya başlıyorum.
Yüzümdeki gerginliğe dayanamayacak haldeyim.
Yüzüme dokundukça beyaz parçacıklar yapışıyor ellerime.
Ama bir yandan da rahatlamaya başlıyorum.
Sanki derim soyuldukça, o bir türlü kurtulamadığım sivilcelerim, istemediğim insanlarla istemediğim işleri yaparken yüzüme yapışan tüm görüntüler ve şehrin pisliği suratımdan kopuyor.
Yüzümdeki deri yüzüldükçe arınıyorum.
Yüzsüzlük, suratıma taktığım maskelerden daha güzel ve saf olmalı diye düşünüyorum o an.
Ellerime yapışan pislikten arınmak için banyoya gidiyorum.
Aynanın karşısına geçip, yavaşça başımı kaldırıyorum. Aynaya hemen bakmaya cesaret edemiyorum. Önce gözlerimi kapatıp, başımı dikleştiriyorum. Sonra yavaşça aralıyorum göz kapaklarımı.
Suratımda öbek öbek beyaz lekeler duruyor, ellerimde hamurumsu topaklar.
Çeşmeyi açıyorum, su sesi ferahlatıyor içimi.
Ellerimi suyun altında tutup, soğukluğu hissediyorum. Ellerimi yıkıyorum sakince.
Sonra suratıma suyu çarpa çarpa, kil maskesinden arındırıyorum kendimi.
Gergin değilim artık.
Karanlık ve dar koridordan geçip, ütü yaptığım odaya dönüyorum.
"Pıııhhhh".
Odanın girişinde aynı ses beni karşılıyor.
Ütüye doğru çeviriyorum başımı.
Banyoya giderken ütüyü prizden çekmemiştim, "şimdi iyice kızmıştır tabanı" diye düşünüyorum. Sanki onu düşündüğümü hissetmiş gibi, tabanından buhar çıkararak cevap veriyor ütü bana:
"Pıııhhhh" ve sonra kesiyor sesini, bir daha da konuşmuyor benimle.
Ütünün nefesi kesiliyor.
Buharlı ütüdeki Darth Vader tadansı beni benden alıyor.
Ütüyü prizden çekip, koltuğa uzanıyorum.
Üşüyorum.
İnsan delirdiğini farkeder mi diye düşünürken uyuyup kalıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder