Bu yeniden üretim halini bana en çok eski İstanbul yaşatıyor. Yüzyılların ve binyılların yerinden oynatamadığı yapıların ortasında çok acayip bir kaos hüküm sürüyor. Tip tip insanın, cins cins muhabbetin, gürültü ve karmaşının ürettiği kaosun göbeğinden kadim bir düzen çıkıyor.
Birbirinden bağımsız hareket eden binlerce serseri elektron çılgıncasına koşturup dururken, herşey her an değişiyor. Elektronların merkezinde yer alan devasa çekirdekler ise varlıkları ve ağırlıkları ile zamanı bükerken, eski İstanbul'daki fiziksel mekana limiti sonsuza giden bir şimdiki zaman kipi katıyorlar.
Sürekli bir dönüşüm ve sürekli bir sabitlik.
Zıtlıklara ve çelişkilere rağmen varoluş.
Doğum ve ölüm.
Yaşlılık ve gençlik.
Buralarda gezerken, herşeyi sınıflandırıp isimlendirmeye bayılan zihniyete ve gördüklerini dilin mevcut sınırları içinde ifade edemeyince hemen post-modernizme sığınanlara nanik çekesim geliyor.
Homojen olmayan ve tam da ifade edilemeyen karikatürize haller sunuyor buralarda şehir...
Geleneksellik simgesi karakterler, bilişim çağının nimetlerinden faydalanırken, makina kartı yutuveriyor. Bu esnada, bir kedi kablosuz internet ve fiber optik kablo devrinde, şehrin duvarlarını saran eski kablo ağlarının dibine kıvrılmış gurul gurul uyuyor.
Sonra Sultanahmet Cami taraflarına geçiyorum. Belediye ya da Turizm Bakanlığı burada büyük işlere kalkışmış, isteyene bilgi merkezinde hızlandırılmış İslam eğitimi veriyor, belki de hayatın anlamını söylüyor, "kırmızı hap mı, mavi hap mı?" diye soruyor...
Sultanahmet Cami ve Ayasofya arasındaki meydana kurulmuş bir platformda ise tüm tezatların altını koyu koyu çizercesine motorsiklet şov yapılıyor. Atlayan zıplayan motorların etrafını saran kalabalığın ortasında tezgahını açmış bir adam, 70'lerin uzay filmlerindeki elektronik aletlere benzeyen, bu zamanın çok dışından ama garip bir şekilde de futuristik görünen bir kutuyu masanın üzerine yerleştirmiş. Kutudan çıkan kabloların ucundaki iki metal sopayı insanlara tutturarak stres ölçümü yapıyor. Stres seviyesi yüksek çıkanlara da çözüm yollarını gösteren, takoz gibi kalın bir kitabı satmaya çalışıyor.
Soluma bakıyorum Sultanahmet Cami, sağıma bakıyorum Ayasofya, önüm motorsiklet rampası, arkam stres ölçer... Sessizce uzaklaşıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder