Tutanamadığını farkeder ya insan bazen...
Beceriksizlik hissi bastırır, yok olmak ister.
Kendine dışarıdan baktığın ve "ulan ben ne yapıyorum?!" dediğin bir anda, hayatına bir zamanlar dahil ettiğin ve sonra çıkarttığın insanların dünyanın en iyi okullarında ve en iyi şirketlerinde fink attığını duyarsın. Sevgilileri de sarmaşık ligindendir... Asabın bozulur, kendine kızarsın. Oysa bilirsin ki sen de akıllısın. Kafan karışık sadece... O yüzden pek birşey becerememişsin gibidir. Hepsi bu. Yine de avutamazsın kendini.
Bir zamanlar boş ama hoş bulduğun hemcinslerinle kendini en berbat hissettiğin anlarda karşılaşırsın. Boş işlerin peşinde koşturmakta olduğunu düşündüğün, saçının başının dağıldığı, birilerine ve en çok da kendine feci kızdığın, koşturmaktan ter içinde kaldığın bir anda liseden tanıdığın ama yıllardır görmediğin birine rastlarsın. Topladığı kızıl saçları, siyah güneş gözlüğü, iş için kullandığı belli olan karizmatik telsiz kulaklığı, desenli bluzu ve kısacık şortundan çıkan upuzun bacakları ile karşına dikilir, selamlaşırsın. Dağınık saçlarını az biraz toparlayan bandanayı düzeltmeye çalışır, sıcağa rağmen giydiğin siyah elbisenin içindeyken bu renkli hatunun yanında pırıltılı bir galaksinin ortasındaki karadelik gibi kaldığını düşünürsün. Konuşursunuz biraz. O büyük firmalardan birindedir, senden daha iyi maaş aldığı kesindir. Oysa sen daha çok kitap okurdun, kesin büyük adam olurdun, dünyayı kendine dert eder ve onu değiştirmek isterdin. Şimdi neden bu maaş işine takıldın ki??
Birilerinden düğün davetiyesi alırsın, birilerinin boşanma haberini duyarsın, birileri doğurmaktadır, birileri hamiledir. Oysa sen hala çekip gitmek istersin, "2 seneye Güney Amerika'da olur muyum ki?" dersin, sabitlenemezsin. Bu halini seversin ama yaş kemale ererken birşeyleri kaçırıyor olmaktan endişelenirsin. Sonra yine abarttığını farkedersin.
Bazen de çok ama çok yalnız hissettiğin olur, sebepsiz yere. Herşey tamdır, ama doğuştan gelen ya da sonradan kronikleşen bir boşluk vardır içinde, o dürter. En yakınlarına bile birşey anlatmazsın, çünkü kendinden başka kimse çare olamaz sana, bunu iyi bilirsin. Herkesin kendi derdi vardır zaten, seninki neden daha büyük olsun ki? Hem artık mevcut dilin sınırları içinde değildir senin boşluğunun tarifi. Anlatmayı beceremezsin. Anlatabildiğin kadarı ile de kimsenin kafasını şişirmek istemezsin. Susarsın. Normalmiş gibi yaparsın. Bir zamanlar keşfettiğin İskandinav melodilerden birini açarsın.
Life is good today.
Anneni özlersin, babanı istersin.
"Dedemin göbeğine kafamı koyup uyusam" dersin.
Ama bir yanınla da büyümek istersin. Beceremezsin.
Gölgen yaşar dışarıda, sen ise kendi içinden çıkmaya çalışırsın.