29 Ağustos 2009 Cumartesi

Beklemek



Sürekli bir bekleyiş ama asla ulaşamama hali...

Mayıs 2009 - Kadıköy

28 Ağustos 2009 Cuma

Mahallenin gençleri


Ne acayip, bakınca Arap Sülo, Muslukçu Cevat ve Sucu Osman gibiler, ama gerçekte MJ, Freddy Mercury ve John Deacon bunlar.

3'ün 2'si rahmetli...

Sahi, "Pop'un Kralı" öldü, Queen de gitti. Kim geçecek yerlerine?

25 Ağustos 2009 Salı

Susuz Yaz


Ah ah... Sonbahar geliyor sinsi sinsi.
Yaz bitti mi ben anlarım.
Ama bir yaz daha geçti ve ben geçişinden yine hiçbir şey anlamadım...

Bakıyorum, insanlar pek eğlenmiş.
Plajlara gidilmiş, renkli bikinilerle, omuzlarda havlularla, parmak arası terliklerle güneşe selam verilmiş. Mayoların içine kum kaçmış. Hafif kıyafetlerle hafif yaşanmış.

Ben yapamadım, yapamıyorum.
Olmuyor işte... Kimsenin, işin, gücün sebebi değil bu. Tamamen kişisel beceriksizlik ve plansızlık.
Düzen kuramadım bir türlü.

Bir ara çok takıyordum da... Artık umrumda değil!
Birşeyler olmaya çabalarken olduğu şeyi yitiriyor insan. Ama ne zamanki birşeyler olmaya çalışmıyorsun da olduğun gibi oluyorsun, kendin için başka bir varoluş durumunun olmadığını anlıyorsun, o zaman düzeliyor herşey.
Benim durumum da budur; düzensizlik.
Ve ben böyle iyiyim.

N'apayim? Asla yaz tatillerini kocaman arkadaş grubuyla hopiddi hopiddi geçiren bir tip olmadım ki, şimdi tatil yapamadım diye üzüleyim... Bu yaz, ayrıca planlayamadım, denk getiremedim, düzen kuramadım ve hatta kurduğum düzeni değiştirdim. Tatil de kaynadı gitti... Ki tatillik bir durumum olmasın, tatil için yaşamayayım, keyifli bir hayatım olsun ki her an bana tatil gibi olsun arayışı sebebiyle "tatil" olarak tanımlanan etkinliği yapamadım bu sene... Hmm, geçen sene de böyleydim galiba ve hatta ondan önceki sene de... Düşününce, her yazı arayışlarla kovalayışlarla geçirip gidiyorum galiba.

Benim için bu yazın tek fena yanı denizsizlik (denizsiz kalınca densiz de oluyor insan) oldu, ona yanarım bir tek! 27 yıllık (off, yazınca çok büyük oldum lan!) kendi-eksenim-etrafımda-dönüş hikayemde susuz tek bir yaz geçtiyse, o da budur!

Susuz yaz 2009!
Fotoroman olarak pek yakında burada...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Düşünme balonu



Günlük yaşamda kullanıma uygun, konuşma ve düşünme balonu tasarımı...

23 Ağustos 2009 Pazar

The umbrella man


Sigorta firmalarının geleceği güvence altına almak gibi saçma sapan ve imkansız bir amaca hizmet ediyor olmaları ne acayip.

Gelecek dediğin nedir ki? Bir yanılsama. Şu andan başka bir gerçek mi var sanki? Sonsuz bir şimdi içinde o an nefessiz kalan pek ulvi kent ozanı Teoman şarkıcısı da tam bu noktaya felsefi parmağını basmıştı bir güftesinde, ki o nokta çok doğru bir noktadır.

"Şu an" dediğimiz de her an kırılan ve dallanıp budaklanan bir şey. Ben bunları yazarken diyelim ki bir harf hatası yaptım, hatalı yazdığım şeyi sildim, 2 saniyemi aldı ve yazmaya devam ettim. Bunu yaptığım gidişat ile, hatasız yazmış olsaydım gerçekleşecek olan gidişat birbirinden kesinlikle farklı olacaktı. Her an sonsuz olasılık yaratan "şimdi" dururken, gelecek denilen henüz-yaşanmamış-şimdiki-zamanın belirsizliğinden korkmak niye?!

Velhasıl, sözüm sigorta şirketlerine... Bu kurumların geleceği güvence altına almak gibi abuk bir temennileri var. Bir şey olacaksa olacak kardeşim! Senin bunu sigortaya bağlaman, "popomu şimdiden yağlayım ki ilerde girecek olan şemsiye kolay çıksın" hesabı... O şemsiye nasılsa girecek, öyle veya böyle... Garantisi yok ki bu işin!

Bir reklam gördüm de... Ona sinirlendim ben. Yok geleceği güvence altına alabilirmişiz, geleceği bilebilirmişiz, sigorta mühimmiş, şimdiden yatırımımızı yapalımmış ki emekliliğimizde, yaşlılığımızda rahat edelimmiş. Belki adam emekliliğini göremeyecek, belki o reklamı gördükten 1 saat sonra içtiği su boğazına kaçacak, boğulacak, ölecek... Ne anladım ben geleceğin garantisinden?! Bırak ya, yaşa git işte... Korkarak yaşanmaz ki!

Tam bu hislere gark olmuşken, pek değer verdiğim birinin araba kullanırken yaptığı ani bir hareketle irkildim, korktum, sinirlendim. Geleceğin garantilerinin olmadığını, zira herşeyin saniyelik karar anlarından ibaret olduğunu bir kere daha anladım. Saatte 50 km değil de 50.5 km hızla gitsen, yandaki araba tam sen geçtiğin anda burnunu 5 cm dışarı çıkarsa ve sol arkanda kalan tanker o an yavaşlamasa gittin işte. Nallar yukarı. Son... Bu kadar basit ve kolay. Oysa primini takır takır ödediğin hayat sigortan vardı. Geleceğin garantiydi yani...

Gelecek garantisi lafıyla gelmeyin bana kardeşim, yalan zira.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Yine aynı adam...


Dün gece rüyamda Obama'yı gördüm. Resmi bir temas için Türkiye'ye gelmiş, ama daha çok bayram tatilini hafta sonuyla birleştirip uzun tatile kaçan memur havasında. Ege kıyılarında bir yerdeyiz. Obama, pansiyonda kalıyor. Ben de heyetten sorumluyum. Obama'ya pansiyonda adam gibi yatacak bir yer ayarlayamıyoruz, sırt dayama yerinin hemen üzeri dolap, kitaplık ve raf gibi olan eski tip bir divanda yatırıyoruz! Divan çek-yat gibi oluyor, ama yatılacak yeri daracık, aşınmış, süngeri çıkmış ve etrafında toz topakları var. Yatılacak yerin üzerine annemlerin beyaz üzerine turuncu çiçekli çarşafını seriyorum. Obama'ya da gri bir eşofman altı ve üzerine t-shirt veriyorum pijama niyetine.

Sonra uyandım... Sabah TV'yi açtım, Obama İslam camiasına Ramazan tebriği yollamış, konuşma yapıyordu, "amcamın ellerinden, yeğenlerin gözlerinden öperim" diyordu sanki. Rüyamdaki divandan kalkmış da gelmiş gibi hissettim. Üzerine gömlek ve ceket giymiş ama altında hala dizleri bolarmış (böyle bir kelime var mı bilmiyorum, yoksa da şu an uydurdum) gri renk eşofman altı var gibi geldi bir an... "Vay len" deyip, ensesine vurmak istedim.