NASA, Ay'ı bombaladı.
Resmi maksat su aramak, ama iş sahibi ABD olunca, insan uzun vadede bir yayılmacılık durumu olur mu diye şüphe etmiyor değil. Belki ABD, oraya da demokrasi götürmeyi veya Ay'ı uzayın demokratikleştirilmesi sırasında bir üs olarak kullanmayı düşünüyordur, bilemiyorum. Dünya dışı liderlerin heykellerinin yıkılıp, şıpıdık terlikle dövüldüğü gezegenler keşfedilir ileride belki...
Ben yine de NASA'yı vurucu kırıcı olarak değil, insanlara mehtap diye Dünya'yı izleme şansı veren romantik ve futuristik bir kurum olarak anmak istiyorum:
Kaynak: Astronomy Picture of The Day Archieve, dünyevi meselelerden uzaklaşıp, evrende ne kadar manasız yaratıklar ve hatta "hiç" olduğumuzu görmek için bakılabilecek ulvi ve bakan kişinin hissiyatına göre ruhani bile olabilecek bir NASA hizmeti.Dünya'nın uzaydan çekilmiş fotoğraflarını gördüğümde bir tuhaf oluyorum. Garip bir hüzün basıyor, acıma hissi geliyor. Artık koskaca bir karanlığın içinde dönüp duran minicik bir nokta olduğundan mı acıyorum, yoksa Dünya tanımlaması altındaki o küçücük noktanın içinde yer alan kendimin ve boku bokuna sorun çıkartıp duran tüm insanlığın, evren içindeki hiçe yakın varlığını görüp kendime ve herkese mi acıyorum tam emin değilim. Sonra bir yazı okudum bir gün; uzaya çıkan astronotların çoğu dünyayı uzaydan ilk kez gördüklerinde hissettiklerini anlatıyorlardı. Büyük bir çoğunluğunun söylediği ortak şey acıma ve şevkat hissiydi.
Astronot olmak isterdim gerçekten, baya güzel bir kafası olsa gerek. Bir de dünyaya dışarıdan bakmış adamlar çok güzel
laflar etmişler. Her gün 2-3 tane bunlardan okuyorum, bir duble rakı atmış gibi oluyor. Bir de Pink Floyd'dan "Shine on you crazy diamond" açıyorum, Mars'a gidip gelmiş gibi, hızını alamayıp 60 rekat namaz kılmış Müslüman gibi, 30 gün meditasyon yapmış Budist gibi, Ganj'da keselenmiş Hindu gibi, havuza doldurulmuş kutsanmış suda saatlerce yüzüp ellerini buruş buruş yapmış Hıristiyan gibi oluyorum vallaha. Öyle bir ferahlama hali yani...
Bu muhabbetin üzerine en temizinden bir Carl Sagan, "Pale Blue Dot" videosu iyi gider. Şekli bile zor seçilen şu manasız minik nokta üzerindeki kendi varlığımı bir düşünüp, bir kahve içerim muhtemelen. Sonra TV'yi açarım, oturup yıldızlardan bakarım dünyadaki neslimize... Annem "yıkanacak çamaşırın var mı?" diye sorar, babam birilerine kızıp söylenir, Obama'ya Nobel Barış ödülü verirler, sanki babasının katılacağı bir toplantıya bıyık-burun-gözlük maskelerinden takıp da gelmiş 12 yaşında bir çocuk cinliğinde duran dışişleri bakanı bir yerlere imza atar, biri büyük hisseder, ama kutusundan 300 TL çıkar, ben "ulan yaş da kemale erdi" düşüncelerinde saçma sapan kaybolurum, bir yerlerde birileri doğar, birileri ölür, küçük yaratıkların büyük sorunları ile böyle döner o soluk mavi nokta işte...