11 Aralık 2009 Cuma

Kafanın daimi güzel olduğu topraklar


Mayıs 2009'da Lübnan'da girdiğim dünya üzerindeki yirmi bilmemkaçıncı yılımda, kendim için nicelik olarak Beyrut'taki binaların üzerindeki kurşun delikleri kadar çok yıllar dilediğimden beri Orta Doğu ile aramda organik ve duygusal bir bağ oluşmuş durumda. Gerçi Orta Doğu nitelemesini de sevmiyorum, kime göre ve neye göre Doğu olduğu baştan kabullenilmiş bir yaklaşımla olaya bakmak istemiyorum, ama henüz kavram yaratabilen bir süper kahraman olamadığımdan, mecburen ezberler üzerinden konuşmak durumundayım.

Dün bir Lübnan filmi daha izledim, Caramel. İzlediğim çoğu Lübnan filminde olduğu gibi, bu filmde de bizim coğrafyalara has "güzel ama yalnız ülkeme..." durumu var. Kargaşaya, kötülüğe, belirsizliğe rağmen en gerçek, en sıcak hali ile sonuna kadar yaşamaya devam etme durumu ve bu halin yarattığı ironik hikayeler... Arka planda bombalar patlarken kafana bigudi sarmak, sokakta birileri taranırken evde şehvetle karını ya da kocanı öpmek, kocasıyla yasak ilişki yaşadığın kadının evine ağdaya gidip, kadının bacaklarını yolmak ve sonra kadının koca poposunu arkadaşlarınla çekiştirmek, sokaktaki çatışmadan çantanın içinde taşıdığın konuşan bir civcivle koşarak kaçmak, gençken bir mektup bile bırakmadan giden sevgilinin acısıyla 80 yaşında inceden kafayı sıyırıp, "sevgilimin mektupları bunlar..." diye arabaların üzerindeki ceza fişlerini toplayarak günlerini geçirmek gibi abzurd ama gerçek durumlar mevcut Orta Doğu mahsülü filmlerde. Bir nevi hayatın saçma gerçekliğine, ironik hikayelerle "van minüt" deme durumu yani...

Kendi kendini sindiren, mazoşist bir coğrafya Orta Doğu. Çok güzel olan ama kollarını jiletleyip kendine zarar vermekten kendini kurtaramayan, daimi ergen ve depresif bir genç kız gibi bu topraklar. İstiyorum ki o kız büyüsün, serpilsin, kendiyle barışsın, babasından dayak yemesin, kendini başkalarına ezdirmesin. Sonrasında hastasıyım her halinin.

Hiç yorum yok: