24 Ocak 2010 Pazar

Kendini unutmak



Beyrut'ta yazdığı kitabı ile ilgili olarak kendisiyle yapılan röportajda Ece Temelkuran diyor ki:

"... Ama insanlar herhalde en çok kendilerini unutmak istiyorlar, zira bir ömürde bir hayat olma haksızlılığını ancak kendinizi unutarak başka bir şehre gidince yenebilirsiniz. Sanıyorum insanlar en çok bir önceki kendilerini unutmak istiyorlar ve bir sonraki kendilerini doğurmak için öyle bir tabula rasaya gidiyorlar..."

Kendisiyle henüz tam olarak tanışamasam da yeni işimi tam bu sebepten, yani bir ömürde bana birden çok hayatı yaşatabilme ihtimalinden dolayı seviyorum.

Beyrut'u ise varoluşunun başından itibaren yaşadığı her olaydan sonra kendini yeniden üreten, hep ayakta kalan, her trajediden sonra başka bir hayat yaşayabilen güzel bir şehir olarak sevmiştim. O yüzden Beyrut'un Ece Temelkuran üzerindeki etkisini anlayabiliyorum.

Şu yukarıdaki fotoğrafı Beyrut'ta çekmiştim. Solumda deniz, sağımda denize nazır lüks apartmanlar uzanıyordu. Bizim İzmir Kordon benzeri bir yerdi özetle, ki adı da benzerdi; Cornish. Orta Doğu'nun çelişkili gerçeklerini, yani düğün ve cenazenin birbirine girmiş halini, arka plandaki denize ve dönmedolapa nazır nöbet tutan askerde ve dikenli tellerde görmüştüm. Tam fotoğrafı çekerken askerden de zılgıtı yemiştim (fotoğraftaki el hareketi, samimiyetin değil "dur" ihtarının göstergesi). Fotoğraf makinamı almadığına şükrederek, Cornish turuna devam etmiştim.

Dikenli tellerle çevrili deniz manzarasının önünde, lunaparka bakarak, ağır silahlarla nöbet tutmak gibi bir şey Orta Doğu'nun Akdeniz'i...

Hiç yorum yok: