20 Haziran 2010 Pazar

Kırmızı

Ortalıkta kanı kanla temizleme heveslileri cirit atıyor.

Benim "çocuk" diye tanımladığım insanlar, büyük adamların oyunlarında ölüyor.

Yaşamı yüceltemeyince, ölümü yüceltiyor bu topraklar.

Birileri ne zaman ezberi bozup, çocukların manasızca öldüğünü farkedecek?

"Çenesi gırtlağının içindeydi, üst dudağı ve dişleri gitmişti, tek gözü kapalıydı, öteki gözü yıldız biçiminde bir delikten ibaretti, ince kaşları bir kadınınki gibi yay biçimindeydi, burnu zarar görmemişti, bir kulağının memesinde hafif bir yırtık vardı, temiz siyah saçları kafatasının arkasına doğru inek yalamış gibi uzanıyordu, alnı hafif çilliydi, tırnakları temizdi, sol yanağının derisi üç şerit halinde geriye doğru sıyrılmıştı, sağ yanağı pürüzsüz ve kılsızdı, çenesine bir kelebek konmuştu, boynu omuriliğine kadar yarılmıştı ve oradaki kan yoğun ve parlaktı, ölümüne o yara neden olmuştu. Sırtüstü yatıyordu patikanın ortasında; zayıf, ölü, neredeyse zarif bir genç adam. Bacakları kemikli, beli ince, parmakları uzun ve biçimliydi. Göğsü göçük ve kassızdı - bir öğrenci, belki. Bilekleri bir çocuğun bilekleriydi.

Bir gözü yıldızdı şimdi."

(Taşıdıkları Şeyler, Tim O'Brien)

19 Haziran 2010 Cumartesi

Duş

Sıcak havada ortalığı serinletmek için elindeki kesik pet şişesinden dükkanının önündeki taş zemine su serpiştiren esnafta değişik bir sosyal bilinç görüyorum.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Sevmemek

Hayatımın gidişatından ufacık bir saniye bile olsa şüphe ettiğim anda herşeyin tepetaklak olmaya başlamasını ve o ters başlangıç anını hiç ama hiç sevmiyorum.

Ama sonra yatıyorum, uyuyorum ve geçiyor.