18 Ağustos 2010 Çarşamba

Evet/Hayır



Bir zamanlar "seçme"ye dair bir yazı yazmıştım. O zamandan bu yana çok da birşey değişmedi, çoğu seçimi hala bilinçsizce yaptım, yapıyorum, yapıyoruz...

Yine seçme eylemi içeren ulusal bir hadise yaklaşıyor. Anlaşılan o ki yine neye neden oy verdiğimizi bilmeden yapıştıracağız mührü. Islak betonda 42 numara ayakizi gibi bu toplumun böğründe iz bırakan '82 referandumundan sonra, bu referandumda yapıştırdığımız mührün etkisine dikkat etmek lazım.

Bugün TV'de denk geldiğim programda insanlara Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda ne yönde oy kullanacakları ve bunun nedeni soruluyordu. Seçmece birkaç cevap:

- "oyum evet...çünkü...hmm... evet'e daha yakın hissediyorum"
-
"valla ben ilgilenmiyorum"
- "yeni anayasayla ne değişecek diye okumadım, ama okuyan arkadaşımla istişare ettim."

Bu kadar Acun programının yan etkisinin olacağı belliydi. "Büyük hissediyorum" ekolüyle referanduma yaklaşım değişik oluyor.

Churchill'in bir lafı var: "Demokrasi karşıtı en iyi kanıt sıradan seçmenle yapılan beş dakikalık sohbettir."
(The best argument against democracy is a five-minute conversation with the average voter). Elitist ve halka üstten bakan bir yaklaşıma kesinlikle karşıyım, ama bilinçsizce yapılan tercihlerin sırf çoğunluk öyle istiyor diye geçerli sayılmasını ve dayatılmasını doğru bulmuyorum. Çoğunluk değil, çoğulculuk kazanmalı her zaman... Hem zaten, Churchill gelse, benimle beş dakika konuşsa, yukarıdaki yorumu kesin doğrulanır. Kendimi, bulunduğum toplumdan ayırmıyorum.

Ama Bence Churchill'in bu lafı, "Demokrasi karşıtı en iyi kanıt sıradan politikacıyla yapılan beş dakikalık sohbettir." olarak değiştirilmeli. Zira miting meydanlarındaki abzurd komedi tadındaki monolog tipli diyologlar beni benden alıyor. Durum pornografik bir hal aldı;

-Benim boyum 1.85... al tepe tepe kullan.
-Önemli olan boyu değiiil...
-Sen benim anamı ağzına aldın, babamı ağzına aldın... ("benim anama babama laf ettin" manasında)

Zaten pornografinin olayı, konuyu "vareden süreç ve etkinliklerin imgelemi harekete geçirmeyecek kadar apaçık ve hızlı okunmaya başlaması" (Uğur Tanyeli, İstanbullaşmak, 2009) olduğuna göre, hiçbir şekilde yeni Anayasanın tartışılmadığı mitinglerde, kimin neyi neden dediğinin anlaşılmaması, asıl tartışılması gereken hususa ucundan bile dokunmayan hızlı ve değişken söylemler porno oluyor. Biz de en az 3 çocuklu Playboy davşanları...

Hiç yorum yok: