24 Kasım 2010 Çarşamba

ObaMao


Yeni nesil Çin-ABD sentezi

(Trans-Sibirya yapan bir arkadaştan arak. Kesinlikle gezen daha çok biliyor!)

21 Kasım 2010 Pazar

Dönüş


Sessiz sakin evimde oturuyorum. Ankara'ya dönüşler hep biraz sessiz, hep biraz gri.

Üşüdüm aslında böyle oturunca. Oysa daha üç gün önce denizdeydim. İnsanların montla gezdiği sokaklarda çıplak ayakla geziyordum. O zaman da ayaklarım çok üşümüştü, ama şimdiki üşüme farklı. "Ev"den getirdiğim elektrik sobasını yaksam mı? Garip kaçmaz aslında. Kasım ayının ortasını da geçtik, ama hala yazdayım ben. Sahi, hangi ara kış geldi?

Öyle bir üşengeçlik var ki üzerimde... Valizimi boşaltamadım hala. Son iki saattir erteliyorum bu işi. Aslında uyusam en güzeli de... Uyuyamadım. Yeni keşfettiğim birkaç blog, bazı yazılar ve yeni müzikler oyalıyor beni. İşten sayılmaz ki bunlar. Boş geçiyor zaman.

Kitap okuyayım en iyisi. Yanına çay da iyi fikir. Az önce tarhana çorbası yaptım, tek kişilik dev kadrom için. Bir de taze fındığı fırına koydum, kendi kendine kavruldu gibi oldu. Başarılı bi çalışma... Sevdim. Küçük şeyler...

Zenci kedim Naomi, ayaklarımın dibinde uyuyor. Soba yerine doğal ısıtıcı olarak geliverdi ayaklarımın dibine. Bu hayvan amma uyuyor ha?! Naomi'nin hayatı beni çok cezbediyor, resmen kedimi kıskanıyorum. Uyuyor, yiyor, oynuyor, temizleniyor, bir de meraktan sürekli bir yerlere burnunu sokuyor. Olayı bu! Ben yanındaysam sorunu yok; kucağıma kıvrılması, patisini, poposunu veya gövdesinin bir noktasının bana dokunuyor olması dizel motoru çalıştırması için yeterli. Uykuya dalana kadar motoru açık tutuyor. Uyurken yandan baktığımda Naomi gülümsüyor gibi geliyor. Güzel rüyalar görüyordur belki, alüminyum folyodan toplar kovalıyordur rüyasında. Uyku öncesinde bazen kucağıma kıvrılıp patileriyle bitmek bilmeyen masaj ayinine başlıyor. Annesini ve kardeşleriyle olduğu günleri mi hatırlıyor acaba? Belki de iç organlarıma garip bir enerji gönderiyordur, bilemiyorum, zira bu hayvan beni yönetiyor resmen.

Sessizliğin ortasında sakin melodiler, ayaklarımın üzerinde top olmuş uyuyan sıcacık ve gurul gurul bir mahlukat var. Yine de biraz gerginim aslında şu an. Sebepsiz ya da farkında olmadığım sebeplerden ötürü olsa gerek.

Yarın pazartesi, fena. Yoğun bir hafta olacak. Farklı şeyler yapmak, ruhsuzluğu aşmak istiyorum. Yaptığım en basit işte bile bir izim ve rengim olmalı. Çok siyah-beyaz ve hatta şeffafım bu aralar. Sevmiyorum bunu. Ne bileyim, birşeylerden rahatsızım epeydir. Bunun farkındayım ama durumu değiştirmek ya da dönüştürmek için de birşey yapmıyorum. Bu daha da rahatsız ediyor beni... Kısır döngü. Ah atalet! Git başımdan! Git, gereksiz işlerle meşgul olup da yaptıkları boş şeyleri çok ciddiye alan insanların yanında dolaş.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Bayram


Kasım ayının yarısından sonra bünye denizde itinayla tuzlanmıştır.
Sahildeki gölgem daha uzundu sadece. Bir de kumda ayaklarım yanmadı.
Yine ellerim buruşana kadar suda kaldım.

Kışın pek rastlamadıkları insanları sahilde görünce, ağızlarındaki patlak lastik topla kendilerini oynatacak insan bulmak için ona buna sataşan sokak köpekleri kuyrukları havada denize girdiler çokça. Basitlikte mutluydular.

Bir kere daha diyorum, köpekler yaşamasını kesinlikle bizden daha iyi beceriyor. Bayram veya değil...

(Fotoğraf: -essahtan- Kasım 2010, Çeşme)

11 Kasım 2010 Perşembe

Kutsal


"2001 Space Odyssey" filminin kurgusal geleceğini tanımlayan yılın üzerinden 9 yıl, çekimlerinin üzerinden ise 42 yıl geçtikten sonra geldiğimiz noktanın "ilkokulda türban" tartışması olması çok iç karartıcı.

Ama Kubrick'in aşmış öngörüsü taaa 1968'de 2000'li yılların saç örten modellerini tahmin edebilmiş:

8 Kasım 2010 Pazartesi

Çöp

Pazar akşamlarını hiç sevmiyorum.

İsyanım işe ya da yaptıklarıma değil, haftayı böyle bölen, yedi günün içinde bile sevilesi ve sevilmeyesi günler yaratan bölücü zihniyete!

Bir sıkıntı var üzerimde, sebebi belirsiz. Böyle belirsiz sıkıntıların olması, gerçek sıkıntıların olmasından çok daha iyi galiba.

Zaten sabahın köründe dolmuşta 2 TL'nin 150 kuruşluk üstü için sinirlenen adamı ya da çöp toplarken üzerinden iş makinası geçtiği için ölen ve cesedi ancak çöp kütlesi kazılarak çıkarılabilen 13 yaşındaki çocuğu görünce, küçük burjuva dertlerinde, manasız varoluş sorunlarında kaybolduğumu anlıyorum.

Bunları düşününce sıkıntım geçmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Kendim için değil benim dışımda ters giden milyonlarca şey için sıkılmak daha fena koyuyor.

Dünya ne kadar saçma sapan bir yer oldu. Evet, uzaylılar gelsin ya da daha abzurd bir şey olsun ki ben-merkezci tek dişi kalmış canavar medeniyetimiz de biraz kendine gelsin, bu adaletsizlik bitsin...

7 Kasım 2010 Pazar

Muhalefet


Muhalif papağan, tepkisini sessizlik eylemiyle gösterdi.

Doğasına karşı gelerek susan ve selama karşılık vermeğen papağan günaha girmiş midir?

İkinci türle yakın münasebetler başlamadan bitiverdi.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Elektrik


Kadın, "artık hiçbir şey için sinirlenemiyorum" dedi adama.

Adam önünde durduğu pencereden dışarı bakarak "yapma bunu... tepki ver." dedi.

Ne kadar çok elektrik direği vardı sokakta. Her birinin ucundaki parlak sarı ışık veren lambalar, o an altından geçeni sahne yıldızı yapıyordu, ama sadece üç saniyeliğine.

"Sinirleri alınmış insan elektrik direği ve lambası olmayan sokak gibi galiba... "dedi adam. Perdeyi çekip, odaya döndü ve "durgun, karanlık ve tehlikelere açık..." diye ekledi. Sesi zor duyulmuştu son cümleyi söylerken...

Sessizlik.

Kadının kucağındaki kedi önce yavaşça gerindi ve aşağı atladı. Yerdeki kırmızı halının üzerinde siyah bir leke gibi kalmıştı.

Kadın kucağından atlayan kediye doğru baktı kısa süre. O sırada yerdeki gazeteyi farketti. Şili'deki madencilerin kurtarıldığı yazıyordu ilk sayfada.

İki aylık karanlıktan sonra ilk ışık...

Yerde duran gazeteyi alırken donuk ve cansız sesiyle; "ben elektrik direkleri yeraltına alınmış bir sokağım galiba." dedi kadın.

Sustular.