Sessiz sakin evimde oturuyorum. Ankara'ya dönüşler hep biraz sessiz, hep biraz gri.
Üşüdüm aslında böyle oturunca. Oysa daha üç gün önce denizdeydim. İnsanların montla gezdiği sokaklarda çıplak ayakla geziyordum. O zaman da ayaklarım çok üşümüştü, ama şimdiki üşüme farklı. "Ev"den getirdiğim elektrik sobasını yaksam mı? Garip kaçmaz aslında. Kasım ayının ortasını da geçtik, ama hala yazdayım ben. Sahi, hangi ara kış geldi?
Öyle bir üşengeçlik var ki üzerimde... Valizimi boşaltamadım hala. Son iki saattir erteliyorum bu işi. Aslında uyusam en güzeli de... Uyuyamadım. Yeni keşfettiğim birkaç blog, bazı yazılar ve yeni müzikler oyalıyor beni. İşten sayılmaz ki bunlar. Boş geçiyor zaman.
Kitap okuyayım en iyisi. Yanına çay da iyi fikir. Az önce tarhana çorbası yaptım, tek kişilik dev kadrom için. Bir de taze fındığı fırına koydum, kendi kendine kavruldu gibi oldu. Başarılı bi çalışma... Sevdim. Küçük şeyler...
Zenci kedim Naomi, ayaklarımın dibinde uyuyor. Soba yerine doğal ısıtıcı olarak geliverdi ayaklarımın dibine. Bu hayvan amma uyuyor ha?! Naomi'nin hayatı beni çok cezbediyor, resmen kedimi kıskanıyorum. Uyuyor, yiyor, oynuyor, temizleniyor, bir de meraktan sürekli bir yerlere burnunu sokuyor. Olayı bu! Ben yanındaysam sorunu yok; kucağıma kıvrılması, patisini, poposunu veya gövdesinin bir noktasının bana dokunuyor olması dizel motoru çalıştırması için yeterli. Uykuya dalana kadar motoru açık tutuyor. Uyurken yandan baktığımda Naomi gülümsüyor gibi geliyor. Güzel rüyalar görüyordur belki, alüminyum folyodan toplar kovalıyordur rüyasında. Uyku öncesinde bazen kucağıma kıvrılıp patileriyle bitmek bilmeyen masaj ayinine başlıyor. Annesini ve kardeşleriyle olduğu günleri mi hatırlıyor acaba? Belki de iç organlarıma garip bir enerji gönderiyordur, bilemiyorum, zira bu hayvan beni yönetiyor resmen.
Sessizliğin ortasında sakin melodiler, ayaklarımın üzerinde top olmuş uyuyan sıcacık ve gurul gurul bir mahlukat var. Yine de biraz gerginim aslında şu an. Sebepsiz ya da farkında olmadığım sebeplerden ötürü olsa gerek.
Yarın pazartesi, fena. Yoğun bir hafta olacak. Farklı şeyler yapmak, ruhsuzluğu aşmak istiyorum. Yaptığım en basit işte bile bir izim ve rengim olmalı. Çok siyah-beyaz ve hatta şeffafım bu aralar. Sevmiyorum bunu. Ne bileyim, birşeylerden rahatsızım epeydir. Bunun farkındayım ama durumu değiştirmek ya da dönüştürmek için de birşey yapmıyorum. Bu daha da rahatsız ediyor beni... Kısır döngü. Ah atalet! Git başımdan! Git, gereksiz işlerle meşgul olup da yaptıkları boş şeyleri çok ciddiye alan insanların yanında dolaş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder