Hastayım, evdeyim.
Bunca koordinasyon değişikliği, aşırı mesailer ve yorgunluktan sonra, yaşasın hastalanma ve evde kalma özgürlüğüm! Yaşasın vücudumun isyanı!
Dün yediğim kebaplar, yarın karnımı tırmalar hesabı, Gaziantep ve Halep'te yediğim orgazmik yiyeceklerin dikenine katlanıyorum. İki gündür Rio Karnavalı var karnımda. Kanalizasyon sistemlerim feci arızalı. Dün gece bir ara karnımdan konuşacağım sandım, "sonunda gizli yeteneğimi buldum, galiba vantrologum" diye düşündüm. Yıllardır içimde bükülü duran bağırsaklarımın isyanına şahit oldum, içimdeki devrim dışıma taştı. Öylesine bir gürültü, öylesine bir coşku... İçim dışıma çıktı, neyse ki içim dışım bir.
Hastalığın keyfini sürüyorum. Evde Aysel Gürel gibi, deli kız gibi geziniyorum. Saçım başım dağınık, üzerimde dizleri çıkmış bir eşofman altı ve salaş bir kazakla hırka var, yatmaktan kafamın arkasındaki saçlar bombe yaptı. Döpiyes ve düzgün saçlardan, depresyon hırkası ile bakımsızlığa geçiş güzel oldu.
Sistemin gözü körolsun, garip bir suçluluk hissiyle karışık işlevsizlik hissi geliyor evde yatarken.
Dün patron bana "sen iki gün gelme, iyice toparlan, devletin işine birşey olmaz, merak etme" demişti. "Zaten devletin işi benim yokluğumla batacaksa hiç olmasın daha iyi" diye geçirmiştim içimden. Sonra düşündüm de yokluğumun manasız olduğu işler yapmak ne derece anlamlı? Neyse, bir çarkın ufak bir vidasıyız sonuç olarak. Ama o vida halimizle bile fark ve kalite yaratabilmek belki önemli olan.
Sıradan bir hafta içi günde evde olmanın hoşluklarına vakıf oluyorum. Mesela zenci kedimin sabahları kudurup öğleden sonra neredeyse sekiz saat uyuduğunu, kalan vakitte de yalanıp kendini temizlediğini ve yemek yediğini farkediyorum. Kıskandığım bir hayatı var kendisinin. Sonracığıma gazeteleri noktasına virgülüne kadar okuyabiliyorum, küçük keşifler yapıp, notlar alıyorum. Güneşin günün hangi saatinde hangi açıyla pencereden içeri girdiğini ve nereyi aydınlattığını gözlemliyorum. Zamanın, hoyratçasına kullansam da, esasen yavaş geçtiğini anlıyorum.
Böyle detayların farkına varamadan geçen anları, günleri ve yılları düşünüyorum 2010'un son haftasında. Yaşasın hastalık, yaşasın yavaşlık, yaşasın tembellik! (ama her zaman değil, bazen)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder