Demokratikleşme kavramının asker-sivil ilişkilerinin düzeyinden ve "halk istiyor" ifadesinden ibaret sayıldığı bu günlerde haktan, adaletten söz eden pek kalmadı.
İşin kötü yanı, bazı kurgular çok fazla tekrarlandığında bunları artık gerçek zannetmeye başlayıp, "gerçek" gerçekten varolduğunda nasıl bir dünya mümkün olabilirdi bunu unutuyoruz. Bu mümkünatı bir zamanlar yaşayanlar ve bu yüzden hatırlayabilenler sayıca azaldıkça, kurgunun gücü de artıyor. Birileri "uyan artık" diye dürtmediği ya da kafamızın sokulduğu su dolu leğenden açık havaya çıkmadığımız sürece gerçeği de göremeyeceğiz maalesef.

İş vesilesiyle geçen haftalarda gittiğim Brüksel'de itfaiyecilerin protesto eylemine denk geldim. Resmi binayı saatlerce komple suladılar, yaktıkları kontrollü ateşi söndürürken (aslında söndürmezken) polisleri de Bodrum turist barında köpük partisi ortamına soktular ve yangın merdivenlerine gazetecileri alıp yerden 10 metre yükseldiler ki yaptıkları eylem daha iyi yansıtılsın. Agresiftiler ama şiddetten uzaktılar, tepkilerini gösterdiler ama eğlendiler de...
Buraları düşünüyorum bir yandan. Tekel işçilerini, başkaldıran ODTÜ'lüleri, ananı da al git'leri...
Kaybettiğimiz, ama kaybettiğimizi unuttuğumuz için kaybettiğimizin farkında olmadığımız çok şey var buralarda.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder