

Uzun zamandır yazmadığımı farkettim bugün. Neyi yazsam, neyi yazmasam diye düşünürken hiçbir şey yazmamayı tercih ediyorum anlaşılan. Bir yerden başlamak lazım.
Bir aydan fazla bir süredir yeni bir dünyam var: Kosova.
Kosova’da olmanın iyi taraflarını düşündüm bugün. Bir kere, yeni bir devletin kuruluş ve gelişme dönemine tanıklık ediyorum, bu çok enteresan ve öğretici bir hadise. Diğer taraftan, Türkiye ve Avrupa'da artık çoğu insanın hatırlamadığı sıkıntılı savaş ve savaş sonrası dönemlerinin buradaki zihinlerde halen çok canlı olduğunu farketmek çok bilinçlendirici oluyor. Bu sayede, normal hayatımda önemini farketmediğim birçok şeyin gerçek değerini burada anlıyorum.
Kosova'nın yeni bir ülke olarak kendini konumlandırışı da ilginç geliyor. Tarihten ve tarih söyleminden kaynaklanan sebeplerden dolayı, yeni bir ülkenin kendisini ayakları üzerinde durabilen, bağımsızlığını kendi imkanlarıyla kazanmış ve tam bağımsız olma hedefindeki bir çerçeveyle tanımlamayı tercih edeceğini düşünürüz genelde. Kosova’da bunun tam tersi bir durum var ve bu bana çok ilginç geliyor. Resmi ve sivil söylemlerde sözkonusu konumlandırma çok kolay farkediliyor; "Biz çok genç bir ülkeyiz. Şu bu eksikliklerimiz, sıkıntılarımız var... Desteğe ihtiyaç duyuyoruz... vb”. Bu kabullenilmiş çaresizlik psikolojisi, “zayıflık ve bağımlılık” haline bilinçli veya bilinçsiz olarak vurgu yapmakla beraber, uyumlu, barışçıl, saldırgan olmayan ve uluslararası toplumun Kosova’daki etkisini düşününce gerçekçi bir çağrı olarak algılanabilir.
Başkent Priştine’nin ortasında ortasında, bağımsızlığı simgeleyen dev bir “NEWBORN” heykeli var misal. Olumlu bir çağrışım yapması amacıyla yerleştirildiği çok bariz. Ama diğer yandan, "yeni doğan" kırılgandır, zayıftır, yardıma ve bakıma muhtaçtır. Bir ülkenin kendini "zayıf, kırılgan, desteğe muhtaç" olarak tanımlaması Kosova özelinde bazı açılardan doğru olmakla beraber, alıştığımız söylemler çerçevesinde düşününce bana çok değişik geliyor, ezber bozuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder