Geçen haftalardan biri her zamanki sıradanlığı içinde garip hadiseleri de barındırdı. Tıpkı bir köyde terkedilmiş evin penceresinde duran robot gibi, tüm sıradanlığın içinde abukluğuyla sırıtan durumlara şahit oldum. Abzürd olaylar diz boyuydu. Başkalarına tuhaf gelmeyebilir ama günlük sıradanlıkta ayakta kalmak için birşeylerin aslında göründüğü gibi sıkıcı olmadığına kendimi inandırmak zorundayım.
4 Haziran, Pazartesi: Birçok insana nasip olmayan hadise başıma geldi, ilk nikahımı kıydım. Kamberlik, şahitlik derken kariyer basamaklarını hızla yükselerek nikah memurluğuna da eriştim. Acımadım, kıydım! Yani her nikah kendi içinde enteresandır muhtemelen, ama tiyatrocu bir çifti evlendirmek ayrıca hoş oldu. İşi gereği rol yapan insanların birçok insandan çok doğal olduğuna şahit oldum. Doğallık, işteki yapaylık sebebiyle özlediğimiz bir hadiseymiş aslında. Nikah öncesinde, görevimi layıkıyla yapmak için iğrenç espriler de düşünmeye çalıştım. Espri yapmayan bir nikah memurunun hayat damarlarından biri kopmuş demektir bence. Ama ne kadar zorlasam da kaliteli bir espri aklıma gelmedi, doğaçlama laflarla durumu kurtardım.
6 Haziran, Çarşamba: Düz yolda düştüm, nazar dediler. Sağ dizimde sekiz yaş yarası ve kaçmış, yer yer kan bulaşmış gotik çorabımla iş yerine vardım. Kendi yaramı kendim sardım, "pansumanını nerede yaptırdın?" dediler. Yarama bakınca yıllardır düşmediğimi hatırladım, düşmenin nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu farkettim ve her yerim sızım sızım sızlarken çocukluğumu özledim. Büyüdüğümü, yaralarıma bakınca anladım. Büyümek, düşmeye alışmakmış ve düşmenin daha acı verici olmasıymış meğerse. Düşe düşe, düşmemeyi öğrenme haliymiş büyümek. Yere düştükten sonra her yerin sızlıyorsa, anla ki büyümüşsün! Çocukken sadece yaralanan yerlerin acırdı oysa ki!
7 Haziran, Perşembe: Vipassana Meditasyonu diye acayip bir hadiseye rastladım. Kafamın içi asker gazinosu gibi sesi sonuna kadar açık televizyondan gelen anlaşılmayan seslerle daimi olarak dolu olduğu için kendi düşünme mekaniğimi anlamak ve müdahale etmeden, bir fikre de takılmadan, kendimi sakinleştirmek ve gerçekten sadece kendimi anlamak çabasında ve arayışındayım. Vipassana hadisesi, 10 günlük suskunluk ve günde yaklaşık 12 saat meditasyondan ibaret, hiçbir dogmatik ve mistik tarafı yok. Dışardan gelen uyaranları yok ederek (konuşmak yok, azami sessizlik sağlanıyor, telefon, internet, kitap, vb de yok) tamamen düşünme mekaniğinin farkına varmak ve nöronları yeniden bağlamak üzerine kurulu, ki ben 30 saniye dahi bir yere konsantre olamazken, 12 saat nereme konsantre oluyorum bilemiyorum.
7 Haziran'da güzel insanlarla da tanıştık. İmkansızlıklar içinde nelerin becerebildiğini görünce, varlık içinde karamsarlıkta kaybolabilen kendime ve ülkeme dair karanlık hislere kapıldım. Misal, adamın ayranı yok içmeye ama daha 13 yıl önce savaş yaşanan bir yerde yedi yıldır çizgi roman festivali yapıyor! Arnavut süper kahraman da gördük bu hayatta çok şükür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder