Tercihli asosyalliğin doruklarında olduğum bu günlerde, zamanımı dünyada olup bitmiş birçok hadisenin gereksiz bilgisine vakıf olarak geçiriyorum. Ender olarak hiçbir işimin olmadığı hafta sonu sabahlarında hayatın anlamını bulma gazıyla gözlerimi açmama rağmen, günün sonunda yaptığım en somut işin manavdan hıyar almak olduğunu görerek hüzünleniyorum, ama demek ki bu kadar oluyormuş.
Bir süredir, çok fazla anlamı olmayan ama bana ilginç gelen birkaç detayı yazmak istiyordum. Erteleme davranışım sağolsun, yazma eylemine geçene kadar yumurtalı ıspanak pişirmekten, genelde üşendiğim için pek yapmadığım oje sürme işine kadar herşeyi yaptıktan sonra, saatin 22:00 olduğunu farketmemle beraber, geçip giden bir günün ardından hüzünle karışık bir motivasyona hasıl oldum.
Oysa Kral Zogu'yu yazmalıydım!
Teknolojik bazı sorunlar nedeniyle, Cuma akşamı mesaimin uzamasıyla, Google aracılığıyla yakından tanıma şerefine eriştiğimi bir rahmetli oldu Kral Zogu. Hayatına Arnavutluk'ta normal başlayan bir insanın, Manastır'da (Makedonya) ilkokula ve İstanbul'da Galatasaray Lisesi'nde ortaokula gidip, 20. Yüzyıl'da kral olabilmesi, akabinde başına türlü aksilikler gelmesi, sürgünde hayatını geçirip, Paris'te ölmesi ve ölümünden 61 sene sonra naaşının Arnavutluk'a getirilmesi bence oldukça acayip.
Bir de, bu adam bildiğin kral! Üstelik Galatasaray Liseli! Yani düşününce, ders arasında kantinden bir gofret, bir de kola alan, üstelik sıraya aradan kaynadığı için sinir olduğun sivilceli çocuğun sonradan kral olması çok ilginç birşey olsa gerek. Kral Zogu, GS Lisesi'nde okuduğu, yani Beyoğlu'nda fink attığı dönemlerde İkinci Meşrutiyet'in ilanını görmüş, 31 Mart Olayı'na, Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girişine, 2. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine de şahit olmuş. Gerçi çocuk kafasıyla, bu gelişmelerden birşey anlamış mıdır bilemiyorum ama sonradan enteresan bir döneme tanıklık ettiğini farketmiştir herhalde.
Velhasıl, bu kadar enteresan bir karakterin naaşı, ölümünden 61 yıl sonra naaşı Arnavutluk'a getirilmese kendisinden haberim olmayacaktı!
Osmanlı sağolsun, Arnavutlar'la o kadar içiçe geçmişiz ki, çoğu şey görünmez ve bilinmez olmuş. Oysa tarihte cidden enteresan karakterler ve hareketler var.
Bir sonraki anektodumuz ya Ali Sami Yen'in babası ya da Yugoslavya'nın sonunun gelmesinde parmağı olan avant-garde hareket Neue Slowenische Kunst ve bu haraketin parçası olan, aynı zamanda Rammstein'ın da babası sayılan Laibach olacak. Babalardan hangisini yazsam henüz karar veremedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder