21 Şubat 2013 Perşembe

Star dust

"In 1961, Soviet cosmonaut Yuri Alexseyevich Gagarin became the first human to see planet Earth from space. Commenting on his his view from orbit he reported, "The sky is very dark; the Earth is bluish. Everything is seen very clearly".

Uzaydan Dünya'ya bakan astronotlara garip şeyler oluyormuş.

Daha önce buraya, esasen uzayın sonsuz boşluğunda amaçsızca dolaşan, kırılgan ve güzel bir uzaygemisi olan Dünya'yı uzaydan ilk kez gören astronotların Dünya'ya karşı 'acıma' hissiyle dolduklarını yazmıştım. Az önce, uykunun pek tutmadığı bir anda, yukarıdaki garip şey bağlantısından erişilebilecek videoyu izledim ve yine gözlerim doldu.

Bir başına, anlamsızca gezinen, ama herşeyiyle bir ve bütün olan Dünya'nın içindeki gerzek ayrışma ve bölünmeleri düşününce, insanlığın ciddi ciddi süne zararlısı gibi gereksiz bir varlık olduğuna kanaat getiriyorum genelde. 

Uzayla ilgili şeyler neden beni bu kadar etkiliyor bilmiyorum. 

Bunun, uzaya çıkmak isterken kendimi masa başında bulmama ilişkin varoluşsal bir meseleyle ilgisi olabilir belki, ama sanki dünya tarihinin gelmiş geçmiş en bebek yüzlü ve bahtsız astronotu Yuri Gagarin'in, yine dünya tarihinin gelmiş geçmiş en hüzünlü hikayeye sahip astronot köpeği Laika'nın, babamın dinlediği Pink Floyd albümlerinin kapaklarında küçükken gördüğüm gezegenlerin saykodelik müzikle beynimde hala dönmelerinin, bilimkurgu tarihinin en acımasız ve melankolik karakteri Darth Vader'a olan, sebebini halen çözemediğim ilgimin ve babamın hayatta en çok istediği şeyin dünya dışına çıkmak olmasının üzerimdeki etkisinin, uzayla aramda duygusal bir bağ kurmama daha çok sebep olduğunu düşünüyorum.

Hepimiz yıldız tozuyuz nihayetinde. Derimi oluşturan hücrenin, dinazorları öldüren astroidin, Mars'ta duran bir taşın, henüz bilmediğimiz galaksilerde dönüp duran yıldızın malzemesi aynı yerden çıktı sonuçta. Bir supernova ile akraba olduğumu bilmek güzel bir his. 

Hiç yorum yok: