12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bikini adası, atom bombası, füze gibi göğüsler, seks bombası




'.... Pasifik Okyanusu’nun kuzeydoğusunda mercan adaları. Büyüğünün adı Bikini. Adanın yerli halkı, Bikinililer, burada yaşayamıyorlar. ABD hükümeti topluca taşınmaları için tazminat ödemiş. Nedeni Strontium 90.


1946-1958 arası ABD, Bikini Adaları’nda 67 kez nükleer deneme yaptı. Papazların takdisiyle atom ve hidrojen bombaları patlattı. En son 1954’te Bikini’de, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalardan bin kat daha güçlü, hidrojen bombasını denedi. Avustralya, Japonya, ABD, kısmen Avrupa’da yaşayanlar, yedikleri sebze ve meyveye, içtikleri süte kadar zehir katan Strontium 90 adlı radyoaktif çökeltiden etkilendi. Kaç kişinin bu nedenle kanser olduğu, öldüğü bilinmiyor.

* * *

Jacques Heim, Parisli moda tasarımcısı. İlk mayosunun adı, 1940’lı yıllarda doğanın en küçük parçacığına referansla ‘Atom.’ İmaj değişikliği gerekince, bombaların patlatıldığı mercan adalarından ilhamla, ‘Bikini.’ Ardından, Cannes Film Festivali’nde göğüsleri bikinisinden fırlarcasına duran Brigitte Bardot’nun ‘bomba gibi kadın’ olarak pazarlanması. ‘Sarışın bomba’ Marilyn Monroe. Erkeklerin fetişizminde, kadınların, dikkat çekme edilgenliğinde, ‘bomba gibi göğüsler.’ ....

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gunduz_vassaf/bikini_bombalari-1145623 

9 Ağustos 2013 Cuma

Hikaye


'Ne kadar üstü başı düzgünler, suratı ciddiler, hali azametliler içinde kalmışım ki bir türlü hikayeme yanaşamıyorum.'

Sait Faik

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hayat



Hayat, bu aralar kendi içinde dengeli, ama amaçsız ve manasız. 

6 Ağustos 2013 Salı

Işık

Uzun zamandır sevdiğim çoğu insandan, çoğu andan, doğduğum yerlerden, özlediğimi bile unuttuğum şeylerden uzağım. Daha da uzun zamandır gecem gündüzüm yok. Hayat akıp gidiyor.

Annemle babamın sıkıntılarında yanlarında olamadım. Kardeşimin en karanlık anlarında, uzun vadede kimsenin umrunda olmayacak işlerin tutsağıydım. Dedem ve anneannnemin yüzleri yavaş yavaş daha da kırışırken, normal şartlar altında oturup çay bile içmeye tenezzül etmeyeceğim insanların sofrasındaydım. Kokusuna, muhabbetine hasret kaldığım insanları bir veda bile edemeden yitirdim. Kimsecikler yokken yanımda olan arkadaşlarım evlendi, düğünlerine gidemedim. Bir yerlerde dostların bebekleri doğdu, büyüdüler, yürüdüler, hayatlarında ilk kez denize girdiler, kedi sevdiler, oysa ben saçlarını dahi okşayamadım.

Daha da karanlık olamaz dediğim her anda daha da kararan bir sürecin sonucunda ulaşılan bu zifiri karanlık 5 Ağustos akşamında soruyorum; tüm bunlar ne için?! Savunmak için hayatından fedakarlık yaptığın değerler anlamını çoktan yitirdiyse, değer mi bu yitirişlere? Bir yerlerde herkes için bir adalet olmalı.

Herkes vicdanı kadar insan. Oysa galiba vicdansız zombiler cehennemine mahkumuz.

Bir ışık olmalı.

2 Ağustos 2013 Cuma

Hundertwasser



'Yaratıcı tekstil', Hundertwasser

Fidanlar ağaca



'There is always an anarchy among the atoms disaggregation of the will - in moral terms: freedom of the individual-  intended into a political theory - equal rights for all'.

Wagner