23 Aralık 2013 Pazartesi

Saçmalamazizasyon


Bir Pazartesi sendromunu daha Pazar'ın bitişiyle atlatmış olmanın tarifsiz rahatlığı içindeyim. Bugün kafam yine her zamanki gibi bazı saçmalıklara çalıştı. İşe yarar birşeye çalışsa, şu an burada olmazdım sanıyorum, ama bu zaten ayrı bir tartışma konusu.

Bugün aklıma gelen veya alakasız sanal sohbetlerde serbest bilinç akışıyla ortaya çıkan bazı şeyleri buraya not edeceğim. Bazen içimdeki maymunu fazla kontrol ediyor ve saklıyor gibi hissediyorum. Onun da zaman zaman açığa çıkmaya ve süper egomla barışmaya ihtiyacı var.

- Ritmik diplomasi, daha Bahreyn'de resmi karşılama töreni yapılırken, öbür gün sabah Irak'ta devrilen Saddam heykelini terlikle dövebilme, akşamına da Tokyo'da radyasyonlu suşi sarıp, bir sonraki günkü uçuşta business class uçabilmenin rahatlığını yaşayabilme ihtimalini sevmektir.

- TÖ(v)BE or NOT TÖ(v)BE

- Dış politikada değerli yalnızlık - Yalnızlık Allah'a Mahsus vs. Yalnızlık Ömür Boyu: A comparative analysis of Turkish Foreign Policy in a new era

- The Hobbit: The Desolation of Smaug'da, hikayenin merkezi ejderha Smaug'un iş yapmak yerine paso muhabbet etmeyi tercih eden, bu yüzden de dükkana bir ekmek bir de yoğurt almaya girmişken saatlerce sohbetine maruz kalınan bir esnaf havası var. 

21 Aralık 2013 Cumartesi

Hayırlısı inş cnm ya!



Ülke cidden dizi gibi oldu. Sezon finaline geldik mi acaba? 

Bir süre haberleri falan takip etmeyeyim, sonra tüm sezonu toptan indirip izlerim diyorum. Kimse de sonunu söylemesin bana...

Siyasi başlayıp, polisiyeye evrilen hikaye şu an Sauron'un büyüleri gibi sürreal şeyler içeren fantastik filmlere dönüştü. Arada porno gibi de oluyor, bazen komplolar ve ajanlar da beliriyor. Heyecanlı gibi ama korkutucu da... Ama genel olarak komik gibi. Bir de film aşırı hızlı ilerliyor, algım kaydı. 

Evrenin yaşına baktığımızda, varlığı bir osuruk kadar sürmeyen canlılar olmamız sebebiyle, bazı şeylerin değişmesi için aylar, yıllar ve belki de birkaç nesil geçmesi gerektiğini bilmemize rağmen, bu gerçeği kabullenemiyoruz. İstiyoruz ki herşey hemen güzel olsun, bu kısacık ömrümüzde gerçekten insan gibi yaşayacağımız anlarımız olsun. Ama maalesef, hak kazanımları ve demokratikleşme gibi süreçler birkaç nesillik zaman, baskı ve zulumle geçen nice ömür ve birçok can almadan maalesef sonuçlanmıyor, tarih de maalesef bunu söylüyor. En azından bir bilinç devrimi için gereken zamanın geçmesi lazım.

Bu ülkede değişim, bu aralar hızlandırılmış bir kurguyla ilerlediği için, ağlarken gülesim, gülerken susasım, susarken kusasım, kusarken korkasım geliyor ve bunların hepsi sanki aynı anda oluyor.

Çay koyayım.