'...But what the industrial economy seduced us into believing is that the deal was simple: You work your day doing something you’re not proud of, and you decompress at night with television and whisky, and on weekends you can go for a run. Right? Do that forever, and forty years from now you’re dead — that’s the deal. And we sold that deal to a lot of people.'
26 Mayıs 2014 Pazartesi
19 Mayıs 2014 Pazartesi
Sel
Balkanlar'da son 150 yılın (daha doğrusu, kayıtların tutulmaya başlandığı tarihten buyana) en büyük sel felaketi yaşanıyor... Küresel ısınma kimsenin umrunda değil.
Kendisi de bir Balkan ülkesi olan güzide ülkemde neoliberal zihniyetin vahşi hırsı yüzünden yüzlerce insancık bir anda ölüp gidiyor ve öldükleriyle de kalıyorlar... Canlar kimsenin umrunda değil.
Aslında tüm bu sistem, 250 yıldır can alıp, doğanın da canına okuyarak sürüp gidiyor.
Unutulanlar mezarlığına yeni hikayeler üretiyor...
Değişen birşey yok.
Kendisi de bir Balkan ülkesi olan güzide ülkemde neoliberal zihniyetin vahşi hırsı yüzünden yüzlerce insancık bir anda ölüp gidiyor ve öldükleriyle de kalıyorlar... Canlar kimsenin umrunda değil.
Aslında tüm bu sistem, 250 yıldır can alıp, doğanın da canına okuyarak sürüp gidiyor.
Unutulanlar mezarlığına yeni hikayeler üretiyor...
Değişen birşey yok.
We are only witnessing how the system is destroying itself

"....We are not dreamers. We are the awakening from a dream that is turning into a nightmare.
We are not destroying anything. We are only witnessing how the system is destroying itself....
....So what are we doing here? Let me tell you a wonderful, old joke from Communist times. A guy was sent from East Germany to work in Siberia. He knew his mail would be read by censors, so he told his friends: “Let’s establish a code. If a letter you get from me is written in blue ink, it is true what I say. If it is written in red ink, it is false.” After a month, his friends get the first letter. Everything is in blue. It says, this letter: “Everything is wonderful here. Stores are full of good food. Movie theatres show good films from the west. Apartments are large and luxurious. The only thing you cannot buy is red ink.” This is how we live. We have all the freedoms we want. But what we are missing is red ink: the language to articulate our non-freedom. The way we are taught to speak about freedom— war on terror and so on—falsifies freedom. And this is what you are doing here. You are giving all of us red ink..."
18 Mayıs 2014 Pazar
Otziki
Şu son bir yılda ne acayip şeyler oldu? Oturup yazmalıyım dedirten, ama ben daha birşeyler yazmadan yeni olaylar yüzünden anında eskiyen garip şeyler. Ama bir yandan da hiçbir şey olmamış gibi... Herşey mevcut düzeninde devam ediyor.
Yine de doğru an geldiğinde güzel şeylerin olacağına inanmak istiyorum. Nihayetinde, bu kadar nefret ve kötülük dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir döneminde sürdürülebilir olmamış. Ha evet, bir süre ebemiz mikilecek ama uzun vadede karanlık tarafın genellikle kaybettiği bir oyun bu.
Tabi tüm bu süreçlerde, biyolojik canlılar olarak hayatımız da bir eskime içinde geçiyor. Bugün, hangi ara geçtiğini bir türlü anlamadığım bu kadar yılın muhasebesini yapıyorum. İnsanlar kapkara ölümlerle başka boyutlara geçerken hala kendi küçük burjuva dertlerimde kaybolmanın iğrenç suçluluk hissi içindeyim.
Yani değişim isterken, ben kendim ne kadar değişebiliyorum ki? Neyse, bu konuda Umut Sarıkaya derin bir şeyler söylemişti:
Sanırım sevdiğimiz şeyi yapma yollarını arayarak, yaptığımız şeyi en iyi ve en dürüst yapmaya çalışarak, güzellikler yaratmaya çabalayarak, hard-core bir hümanizmi savunarak, başkasının acısına da ağlayarak, sokaktaki köpeğin önüne bir kap yemek koyarak, gidip ağaç dikerek, bahçedeki salyangozu ezilmesin diye kenara çekerek, güzel şeyler üreterek, güzel müzikler dinleyerek, gülerek, severek, sevişerek, yani bu karanlığın karşı durduğu ne kadar güzellik varsa onları yücelterek mücadele edebiliriz bazı şeylerle. Bu sabah buna inanacak bir naiflik içindeyim, otziki yaş kafası...
31'den sonra insanın rahata erdiği bir yaşmış otziki... Sevdiğim insanlardan uzak olmayacağım ve sevdiğim şeyi sevdiğim güzel insanlarla beraber yapacağım bir hayata daha yakın olabileceğim bir yola beni sokacak 365 gün istiyorum. Herkes için isteyim ben bunu en iyisi...
Takım elbiselerin, bütün zamanımı verdiğim bilgisayar ekranlarının ve gereksiz ciddiyetin arasından geçip bir türlü ulaşamadığım hikayemin, alt katında amatör müzisyenlerin mini konserler vereceği, üst katında kafasını sevdiğim pek çok insanla yaratıcı projeler üretip eğlenceli şeyler yapabileceğim, bir köşesinde kedi kumu duracak, güzel şeylerin tınlayacağı, çay ve bilimum içmesi güzel şeyin bulunacağı 2-3 katlı minik bir tükkana ulaşmasının hayalindeyim şu an.
Ve ben bunu hayal ederken, insanlar yoksulluk sınırının da altında ekmek parasını kazanabilmek için yeraltına inip ölüyorlar... İnsana hayallerinden bile suçluluk duyduran bu sistemi hala yaşattığımız için belki de topluca insanlıktan istifa etmemiz gerek...
Ve ben bunu hayal ederken, insanlar yoksulluk sınırının da altında ekmek parasını kazanabilmek için yeraltına inip ölüyorlar... İnsana hayallerinden bile suçluluk duyduran bu sistemi hala yaşattığımız için belki de topluca insanlıktan istifa etmemiz gerek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

